GÜNCEL POLİTİKA TİK TAK KÜLTÜR-SANAT SPOR EĞİTİM SAĞLIK ARŞİV
Künye Ziyaretçi Defteri Döviz Hava Durumu Nöbetçi Eczane Siteme Ekle İletişim
BİR HİND, BUNCA KİN!
Sefer Aşır ERASLAN / sefereraslan@hotmail.com
18/12/2013 - 07:30
Düşününüz ki tam kırk yıl evvel olan hadiselerin hesabını kırk yıl sonra sormak ne kötü bir anlayış. Üstelik babaların mağduriyetinin hesabını oğulları değil, kızları sormaktadır. Hindistan'ın Kurucu Başkanı Mahatma Gandhi'nin hesabını kızı İndra Gandi sordu. İndra da kalleş bir komploya kurban oldu. Pakistan Başkanı Zülfikar Ali Butto'nun hesabını kızı Benazir Butto sordu, ama kendisi de pis bir ABD tuzağına kurban oldu. Bangladeşli Muciburrahman'ın mağduriyetinin hesabını şimdiki Başbakan olan kızı sordu. Bu tür hesap sorma Hint'e has bir usul müdür bilinmez. Acaba kadınların bu konudaki kini erkeklerden de fazla mı da kızlar soruyor bu hesabı? Zaten bu işlerin başlangıcı yanlış. 
İngiliz sömürgesi olan Hindistan'da özgürlük hareketleri Cinnah ile başladı. Gandhi bu işlere henüz kafa yormamakta-dır. Çünkü o zaman yine bir İngiliz sömürgesi olan Güney Afrika'ya tahsil için gitmiştir. Daha sonra tahsilini tamamlamak üzere Londra'ya geçmiş, orada gününü gün etmekte, yaşamaktadır. Elbette oranın şartlarına uyarak, bir İngiliz gibi giyinmekte, bir İngiliz gibi yaşamakta ve eğlenmektedir. Ülkesi Hindistan'a dönünce orada bağımsızlık hareketlerinin başlatılmış, hatta mesafe alınmış olduğunu gördü. Ama hâlâ İngiliz kıyafetiyle dolaşmaktadır. Onun kıyafetinde ortalıkta dolaşan binlerce Hint asıllı İngiliz ajanı vardır. Zaten halk da bunu bildiği için ajan olup olmadığına bakmaksızın o kılıktaki herkesi “ajan” diye yaftalamaktadır. Gandhi'ye işte bu sebeple yüz vermezler. Lakin henüz bölünmeyen Hindistan Müslüman-larının lideri Cinnah daha fazla rağbet görmektedir. Çünkü kılık kıyafetiyle, hayat tarzıyla tam bir Hint insanıdır. Onu yakından tanıyan Gandhi hayran olur şahsiyetine ve liderliğine. 
Cinnah'ın tavsiyesiyle önce kılık kıyafetini, sonra da hayat tarzını aslına uygun olarak değiştirir. İşte bu saatten sonra kendisine de taraftar olanlar, Hindu olanlar çoğalır. Bağımsızlık hareketlerine kendilerince kutsal sayılan tuz madenlerinin millileştirilmesini isteyerek başlarlar. Daha sonra ayaklanma halka halka genişler ve İngilizler tutunamayacağını anlarlar. Cinnah ve Gandhi beraber olup İngiliz'i kovarlar, Hint yarım adasından. Lakin İngiliz öyle elini kolunu sallayarak girdiği yerden yine elini kolunu sallayarak sessizce çıkıp gitmez girdiği her ülkeden. Bu arada hemen ilave edelim ki Gandhi ilk defa tanıdığı, hayran olduğu bu adamdan Cinnah'tan çok şey öğrendiğini, liderliğin, önderliğin nasıl olması gerektiğini de ondan öğrendiğini ifade eder. İngiliz kovulur, ama giderken bıraktığı problemler sadece Azad Keşmir'in Pakistan'a, Camnu Keşmir'in Hindistan'a verilmesinden ibaret değildir. Zaten bu Himalaya dağlarının eteğindeki Keşmir keçilerinin yetiştiği ve yapağısından kaşmir kumaşlarının üretildiği bu küçük bölgenin anlaşmazlıkların en aşikar olduğu yer olmasına aldanmamak lazım. En büyük oyunu oradan çıkarken Hint yarım adasındaki Müslümanların batıda olanlarını Batı Pakistan, doğuda olanlarını da Doğu Pakistan olarak ikiye ayırıp, ikisinin ortasına da Hindistan dediği bir inanç sistemini bırakmasıdır. Bu oyuna gelen Cinnah yanılmıştır. Zaten iki Pakistan'ın ortasındaki o koskaca Hindistan'ın onlara rahat vermesi de imkansızdır.
Cinnah, Müslüman ve bağımsız bir devlet kurma heyecanı ile bu İngiliz oyununa balıklama atlar. Kabul eder bu bölünmeyi. Bayram ederek kutlarlar bu günü. Oysa bu ayrılık Hint yarımadasındaki Müslüman'a atılan büyük bir İngiliz kazığıdır. Zaten bu bölünmeden sonra Gandhi de “Bölünmeyle vücudumun ikiye ayrıldığını zannettim” demiştir. Yani Gandhi bile bu oyuna razı değildir. Aynı milletin Müslüman olanlarını ayırıyorsun, içindeki Müslümanları ayırmak imkansız olduğu için onları olduğu gibi bırakıyorsun. Bu oyundan haberi olmayan Cinnah, hem din kardeşlerine, hem de Hint milletine yapılan bu zulme evet diyerek farkında olmadan büyük bir yanlışa sebep olmuştur. Çünkü bugün Pakistan'da iki yüz milyon, Bangladeş'te iki yüz milyona yakın, Hindistan'ın içerisinde Allahabad, Celalabad, Haydarabat gibi şehirlerde ve başka yerlerde de onlara yakın Müslüman yaşamaktadır. Bunun toplamı Hindistan'ın Hindu olanlarından daha fazladır. Bu da bugünkü büyük Hindistan'ın Müslümanların çoğunlukta oldukları, yönetime hakim oldukları, dünyanın en büyük, en gelişmiş ve en fazla Müslüman’ı barındıran Müslüman devleti olması demektir. İşte bunu ta o zaman 1945'lerde gören, hesap eden İngiliz, Hindistan'ın Müslüman ve devasa bir devlet olmasını engellemiştir bu bölünmeyle. Müslümanlar zarar etmiştir bu oyunla. Babürşah gibi bir Türk devletinin büyüğü tarafından, Babürşahların adam ettiği, Müslüman ettiği vahşi Hind yarımadasını bir İngiliz oyunu ile heba etti Cinnah ve arkadaşları. 
İşte bu oyunu fark edemeyen heyecanlı Müslüman Cinnah, koskaca yarımadanın bir ucunda Pakistan, diğer ucunda Bangladeş olan bu yapıya elbette hakim olamayacaktı. Hatta bugünlerde Bangladeş'ten göçüp hayat hakkı arayan, rahat arayan ve komşu Miyanmar'a giden Müslümanların, Arakan Müslümanlarının diri diri yakılma sahnelerini gördükçe ürperdik, kahrolduk. Şayet Hindistan bir Müslüman devlet olsaydı, Hindistan'a Müslümanlar hakim olsaydı, oradaki Hindular buna cesaret edemezlerdi. Hatta dünyanın dengesi değişirdi Müslümanlar lehine. Asya Müslümanları Arap ırkçıları gibi, kabileci bedeviler gibi her şeyin önüne kendilerini koymazlar. Onlar gerçek İslam kardeşliğine bağlı insanlardır. 
1972 yılındaki Doğu Pakistan'ın Bangladeş olarak bağımsızlığını ilan ettiği yıllar. Mucibürrahman yönetimi ile bağımsızlığını ilan eden devlet, yaşadığı körfezin adını alarak Bangladeş devleti oldu. Hemen söylemek gerekir ki bu ayrılık yine Müslüman’ın zararına olmuştur. İşte o Mucibürrahman'ın kızı şimdiki Başbakan olan kadın, 40 yıllık kinini iktidarında uygulamak istedi. Fırsatını bulunca ne zalim oluyormuş meğer bu Müslümanlar! İşte bu kin ile yaklaştığı muhalefet lideri, İslami Cemaat Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Şeyh Abdulkadir Molla'yı bütün telkin ve ricalara rağmen idam etti. Doksan yaşındaki adamı kırk yıl önceki bir davranışından dolayı idam etmek... O iddia edilen olaylar oldu mu bilinmez. Yani halkı isyana teşvik etmek işi… Ama bir kin uğruna, hem oradaki Müslümanlara, hem de İslam'a zarar vermişlerdir. Arakan Müslümanlarına sahip çıkamayan, onların diri diri yakılmalarına sessiz kalan Bangladeş yönetimi, kinini uygulamakta kimseyi, başta bizimkiler olmak üzere takmamışlardır.
İngiliz'in yaptığı alçaklık bununla da bitmedi. Girip de ayrılmak zorunda kaldığı her İslam diyarında dine fitne de sokarak ayrıldı. İşte Pakistan'daki Mevdudi ve Hamidullah, Bagladeş'te Fazlurrahman, Suudi Arabistan'da Vahhabi İbn-i Teymiyye, Mısır'da Seyyit Kutup, hepsi de dinde reformizmi, dinde akılcılığı, dinde yenileşmeyi savunan adamlar. Necip Fazıl bunlara “İslam ayna gibidir, nasıl bakarsan öyle gösterir. Sen İslam'ı değiştirmeye kalkışma bakışını değiştir” demiştir. Çok şükür sağlam bir devlet geleneği, saf bir inanç çizgisi olan biz Türklerde böylesi bir sapkınlık ve sapkınlar çıkmamıştır. İngilizler, bir yerde Katoliklerden ayrılmak isteyen bir farklı akım olan Protestanların işini kolaylaştıran, hatta onlara yardım eden Osmanlıdan ve İslam'dan bu şekilde intikamını almıştır.
Bu olayın diğer yüzüne gelince… “İngiliz Uluslar Topluluğu adıyla henüz boyunduruktan kurtulmadı-nız” mesajı veren İngiltere hiç umursamamıştır. Türkiye'deki bazı olaylarda polisin gaz bombasının atıldığı, tabancaların namlusunun ne tarafa çevrildiği-ne kadar karışan ABD ve batılı devletler, polisin nam-lusuna kadar karışırken bu olaya bigane kalmışlardır. Bu da zımnen desteklemek anlamına gelmiştir. Çünkü bir batı karşıtı adam yok edilmiştir. Çünkü bu olayı bahane ederek buraların karışması, kendilerinin silah satmaları ve oraları daha fazla sömürmelerinin yolunu da açmıştır. Yani batı elini vurmadan birçok kazanç elde etmiştir. Batılı insan hakları kuruluşları neden karşı çıkmadılar bu olaya? Yoksa batılı olmayanlar insandan sayılmaz mı? (“Türkleri insandan saymayınız” diyen Çanakkale'deki İngiliz komutanıdır.)
Bu arada yaşananlar, içimizdeki İngiliz uşağı, ABD köpeği, satılmış bölücülere de ders olmalıdır. Bu olay ibretliktir. Evet iki aynı soyun halkı önce Pakistan-Hindistan diye bölündüler, sonra da vuruşturuldular, hâlâ vuruşmaktadırlar. Her ikisinin de iki yakası bir araya gelemedi. Siz de bu milleti bölüp dandik bir devlet kurma, sonra da sömürme amacındaki batılı haydutlara hizmet etmektesiniz. Bu birliği bozarsanız olan size olur. Biz Hindistan misali ayakta kalırız, yara almış olsak da, ama ya sizi evet esamesi okunmayacak bir dandik devleti başta batılılar olmak üzere hiç ama hiç kimse hesaba katmaz, adam yerine koymaz. Sizi şimdi oval ofisler, Beyaz Saray'larda, Versay saraylarında, Birmingham Backingham saraylarında, Kremlin saraylarında ağırlayanlar yarın paspas olarak da kullanmayacaklar, çöpe atacaklardır sizi ve kuracağınız ucubeyi. 
Hindistan yarım adasındaki son yüzyılda olan olayları akıl ve fikir sahibi hakikaten Kürt olan, Ermeni olmayanlar dikkatle tetkik etsinler, ders çıkarsınlar. Çünkü o kadar çok ders çıkaracakları olay var ki… Sizin olmamanızdan başta bazı rahatlıklar verse de biz de mutlu olmayız. Çünkü bir parçanın kopması, bütünü bütün olarak devam ettiremez. Bir daha söylüyoruz ki içinizdeki Ermenilerin amaçlarına hizmet etmeyi bırakıp bir beraberlik ve kardeşlik ipine sarılınız. Şimdi tuttuğunuz ip kirli ve pis bir iptir. Kirlendiğinizi görüyoruz. Temizlenmenize de yardımcı oluruz yeter ki siz bu Ermeni oyunundan vazgeçiniz.
Bir diğer gönül yarası da bunca kin neden Müslümanların kendi kendilerine karşı besledikleri düşmanlık meselesidir. Başka inançtan, başka soydan olanlara da karşıdan düşmanlık görmedikçe kin duyulmasına, yakılmalarına, idam edilmelerine de karşıyız. Lakin hele hele aynı soydan, aynı inançtan insanların bitmeyen kini nedendir acaba? İslam'ın yasakladığı, affetmeyi, affedici olmayı tavsiye eden bir dinin mensupları neden bu kadar vahşi olabilmektedirler? Bunda Hıristiyan dünyasının başı olan papa gibi bir liderin olmayışının etkisi var mıdır? Biz idam edilenin kim olduğundan çok yapılan haksızlığın Müslüman’a yakışmadığı iddiasındayız. Bunu tenkit ediyoruz. Bu işin sonunun gelmeyeceğini, karışıklıkların, yeni ölümlerin, tekraren karışıklıkların yerini huzursuzluklara, ihtilallara bırakarak masum halka zarar verir noktalara geleceğinden korkuyoruz. Nitekim olaylar başladı bile.
Batılılar, yıllarca, hem de yüzyıl mezhep savaşı verdikleri halde neden birbirine kin duymamaktadır? Varsa kini öfkesi içinde saklamaktadır. Bakınız bir Prof. arkadaşımdan işittiğim ilginç bir olayı anlatayım. İbret olur belki. 
1981 yılında İngiltere'ye dil öğrenmeye gider arkadaşım. Orada bir İngiliz'in evinde misafir öğrenci olarak kalır. Aralarında bir Fransız, Alman, İspanyol, İtalyan ve Norveçli vardır. Paralarını verip, yemekleri ev sahibi hazırlamaktadır. Bir gün Alman öğrenci ev sahibi İngiliz'e der ki “Sabahları ben süt içmek istiyorum. Parasını vereyim bana sabahları süt alınız.”
İngiliz birinci gün almaz, ikinci gün söyleyince kulak ardı eder, üçüncü gün yalandan unutur. Alman’ın bu ısrarcı davranışına kızan İngiliz, mutfaktan aldığı satır ile Alman öğrenciyi kesmek için oda oda kovalamaya başlar. Diğerleri ses çıkarmazlar, ama benim arkadaşım olan Türk, İngiliz ev sahibini yakalar, “Ne oluyor? Neden bu kadar öfkelisin, sana ne dedi ki kızdın birden?” der. İngiliz ev sahibi de der ki, “Bu Almanlar yok mu bu Almanlar? İkinci Dünya Savaşı’nda bunlar bize neler etmediler ki.” 
Peki, o İngiliz'in dünyaya, insanlığa yaptığı kötülüklerin hesabı sorulsa, satırla değil başka usullerle de alınsa intikamından huzura ermez insanlık. İşte batılı bunca öfkesini bastırıyor. Çünkü karşılarında sömürülecek, düşmanlık yapılacak kendilerinden olmayan o kadar çok varlık var ki. Onlarla savaşmak varken neden birbirine düşsünler. İşte Bangladeşli idare, o kadar çok mesele varken, başta açlık olmak üzere savaşılması, yok edilmesi gereken o kadar çok problem varken kendi kendilerine, baltayı ayaklarına vurarak yeni bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmışlardır.
Yüce Yaratan'ın “Adil” sıfatının sahibi olan Allah'ın bir diğer sıfatı da “Affedici” olmasıdır. “Rahman” olması, “Rahim” olması, “Kerim” olması da başka benzer sıfatlarıdır. Yaratan'ın koyduğu “yüz sopa” cezasını siz doksan dokuz yaparsanız da karşılığını bulursunuz, bu cezayı yüz bir olarak da uygularsanız cezanızı bulursunuz. Çünkü az uyguladığınızda “sen benden daha mı acıyıp bağışlayıcısın ki adalete, hükme uymadın, çok uygularsanız da sendeki bu gaddarlık, zalimlik nedendir ki, bunca gaddarsın ve fazla uyguladın da hesabı keyfine göre yaptın” deyip yine cezalandırır. Affetmek, acımak, bağışlamak Yaratan'ın sıfatı, ismi diyen ey siz cüce yaratıklar hesabı aşırı uyguluyor, kininizden kibrinizden geçilmiyor!
Bir büyük alimin hasta yatağındaki son duasıyla noktalamak istiyorum yazımı. 
“Allah'ım neslime idrak ver!” 
Evet idrak. İyiyi kötüden, yararı yaramazdan, hayrı şerden, düşmanı dosttan ayırma kabiliyeti olan idraki, feraseti, basireti ve bugünkü ifadesiyle strateji sahibi olmayı nasip et. Bütün insanlığa hassaten de Müslüman devlet adamlarına ve bizim idarecilerimize çokça nasip etmeni diliyoruz.
 
4015 defa okunmuştur.
Facebook da Paylaş Paylaş
Diğerleri...
BİR HİND, BUNCA KİN!
DÖRDÜNCÜ AŞIK PAŞA ŞİİR ŞENLİĞİ’NİN ARDINDAN
SECDE ETMEK Mİ SEVİŞMEK Mİ?
AZERBAYCAN SEÇİMLERİ
BU PAKET, DÜĞÜN PAKETİ Mİ, DÖVÜN PAKETİ Mİ?
MÜSTA’MİR (sömürgeci-emperyalist)
KATLİAM
DEMOKRASİ...
ÖMÜR DEDİĞİN
ALEVİ DEDELERİNE MAAŞ
SON OLAYLARA FARKLI BİR BAKIŞ
MİT, NE ARAR?
YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR
ÇÖZÜM ÖNERİSİ Mİ, ÇÖZÜLME BEKLENTİSİ Mİ?
ÇANAKKALE, ŞEREF LEVHAMIZ
TAKM ORDU MU?
YENİ MUHAFAZAKARLIK ÜZERİNE
MAL BİRİKTİRMEK ve SERVET SAHİBİ OLMAK
AHİLİK GELENEĞİMİZDE AHLAKLI OLMAK
KAN ve GÜL
MÜZİKTE ŞİDDET VE EDEPSİZLİK UNSURLARI
“GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ, BENDE Kİ BU AŞK OLMASA!” (Aşık Veysel)
ÇOCUKLARA İSİM KOYMA GELENEĞİMİZ
NEFES’İMİZ ÇIKIYOR
MİLLİYETÇİLİK REFORMİZE EDİLMELİ MİDİR?
ŞEHREMİNİ, BELEDİYE BAŞKANI veya ŞEHİR HAKİMİ
HAZİN İFADELER ve HEZEYAN...
AYDIN ALGILAMALARINDAKİ FARKLILIKLAR
DEMOKRASİ, İTAAT, FİKİR HÜRRİYETİ VE KAPIKULU
‘ARAP’IN BAHARINI’ KIŞA ÇEVİRDİLER...
HAYAT KURTARAN İKİ GÜZELLİK
TOPLU SÖZLEŞME Mİ YOKSA TOPLU SÖYLEŞME Mİ?
DÜNYA MALINA MEYLETMEMEK (2)
DÜNYA MALINA MEYLETMEMEK (1)
ANNE, ÇOCUK ve...
ANNESİ GÜL KOKLASA AĞZI GÜL KOKAN ÇOCUK
KOMŞULARIMI ARIYORUM
MONŞER, ŞARAP VE...
KARİ BALA (yaşlı çocuk)
BATILILAR GERÇEK YÜZLERİNİ GÖSTERMEYE BAŞLADILAR...
Bir elmanın yarısı...
DİNDAR GENÇLİK Mİ, DÜRÜST GENÇLİK Mİ?
BEKAR GÖZÜYLE KIZ ALMAK
ARAP HAZANI, TÜRK BAHAR'I OLUR MU?
ÇİLE VE SANAT
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER
ŞU PERİŞANLIĞA BAKINIZ
GÖNÜL ADAMI MI, GÜNÜN ADAMI MI?
TÜRKİYE BÖLGESEL GÜÇ MÜ, YOKSA POTANSİYEL GÜÇ KAYNAĞI MI?
ÇINAR, ÇINAR ULU ÇINAR
GÖZYAŞLARI
YENİ AVRASYA EKONOMİK BİRLİĞİ
ÜSTAD ATA, ANADAN DA AZİZDİR
FİKİR ADAMI MI, BİLİM ADAMI MI?
YİRMİNCİ YILINDA TÜRK DÜNYASI
İMAJ, TARZ ve REKLAM
VAN’DAN SES ACI GELİYOR
CUMHURİYET, CUMHURUN BAYRAMI MI?
“HATIRALAR BASTONUMDUR”
OKULUMUZ AÇILIYOR!..
“TÜRKLER, BİZİM BEYAZ KARDEŞLERİMİZDİR”
“HALK İSLAM’I ve ARABESK İSLAM”
KÖYÜMDE ON BİR AYIN SULTANI
AHVALİNDEN AĞYARI AGAH ETMEK
DÜNYAYA BAKIŞIMIZ
SURİYE NEREYE GİDİYOR?
GÖNÜL ADAMI OLMAK
İMANI İLE TÜRK OLAN MAZLUM MİLLET: BOŞNAKLAR
“BİR YEMİN ETMEDİM ARTIK DÖNMELİYİM”
ESKİ-YENİ KARŞILAŞTIRMASI
NABUCCO KOMEDİ Mİ, OPERA MI YOKSA?
SURİYE OLAYLARI ve SINIRIMIZA DAYANAN TEHLİKE
MUHABBET GELENEĞİMİZ (Helebiş...)
ŞİRİN BALA, ŞEKER BALA, CAN BALA
Etrafta Ne Kadar da Çok Baba Var!
ARAP BAHARI MI, ARAP HAZANI MI?
SEÇİMLERDE SONA YAKLAŞIRKEN...
DAVA ANLATANA BAK!
DÜNYADAN KADIN MANZARALARI (4)
DÜNYADAN KADIN MANZARALARI (3)
DÜNYADAN KADIN MANZARALARI (2)
DÜNYADAN KADIN MANZARALARI (1)
FEDAKARLIK
HAYATIN HER EVRESİNDE AHLAKİ DAVRANABİLMEK
SÜMELEKTEN TAŞ TAPTIM
“YABANCI ÖĞRETMEN” PROJE DEĞİL, İHANET PLANIDIR...
ERGENEKONUN GÖRÜNMEYEN TARAFI
MAHLARAYIM NADİRE BEGÜM
BATILI BOŞANMALARDA ŞİDDET NİÇİN YOK?
ÇOLPAN'DAN ÜSTADI GASPIRALI İSMAİL'E...
HOCALI KATLİAMI ve TÜRK DÜNYASI
TACİZİN BİRİNCİ ŞARTI DEKOLTE GİYMEK MİDİR?
HÜRREM SULTAN, İKİNCİ KATERİNA ve TAMARA
KISSADAN HİSSE
MÜBAREK VE İHLAS...
BATILILAR ve DUVARCILAR
KİMİN TEZGAHTARI BU?
AKP'nin akıbeti ANAP gibi olur mu?
 
El insaf...
Terziler Odası Başkanı Bahamettin Öztürk’ün eniştesi değişmedi!..
Kumpas güncelliğini koruyor
Yeni yıla yeni zamlar...
Otopark sorununa “ek” çözüm
Daha mı çok zübükleşiyoruz?
Gurur duyuyoruz!
Bindik bi alamete...
YAZARLAR
“Gay” misin?
13/01/2014 - 07:03
Öğretmen ŞAKİR ŞENOL / sakir-senol@yandex.com
Duran ERDOĞAN Kırşehir Anekdotları Yazarı
Mustafa BAĞ
Yrd. Doç. Dr. Rüştü YEŞİL
İsmet BOZDAĞ
Nazır ŞENTÜRK
Adem AKKUŞ
Mehmet GÖKTÜRK / Arkeolog
NERMİN AKBAYIR
Kırşehir Müftülüğü
Ş. TAŞ
Sefer Aşır ERASLAN / sefereraslan@hotmail.com
HÜSEYİN TOKGÖZ
Fahrettin KÖKSAL
Emin SALMAN
Şaban AKSOY
Ali AYDEMİR
Ali UZUN
Mustafa GÖKBAYRAK
Karacaörenli İpçi Erdoğan ÇALIŞKAN
Mümtaz BOYACIOĞLU
Yılmaz YILMAZ
Refik AVŞAR

/ - --

ANKET
 
Ana Sayfa | Künye | İletişim

Copyright © 2010 Çağdaş Kırşehir
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Kartplast | plastikbileklik.com | ozmevsimhaliyikama.com |

Evden eve nakliyat    Esenler Evden eve nakliyat